Sitede Ara

Kadir Gecesi

Eylül 25th, 2008 Yazar admin

Ramazanın Bağrında Bir Kutlu Gece: Kadir Gecesi

Kadr: “Kudret, değer, şan, şeref, mertebe, takdir, bir şeyin diğerine uygunluğu, aynı ölçüde olması” anlamlarına gelir. Kadir gecesi ise içerisinde Kur’an’ın indirildiği mübarek gecedir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Kadir gecesinin önemini belirten 5 ayetten meydana gelen müstakil bir sure vardır. Bu surenin ismi Kadir suresidir. Bu sure Mekke’de Abese suresinden sonra inmiştir.

Yüce Allah, Kur’an’ın bu mübarek gecede indirildiğini değişik ayetlerde şöyle ifade etmektedir: “Biz o (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.” (Kadir, 1), “Ha, Mim. Apaçık olan Kitaba andolsun ki, Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamber göndermekteyiz.” (Duhan, 1-5) “Ramazan ayı ki, insanlara yol gösterici, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırdedip açıklayıcı olarak Kur’an o ayda indirilmiştir.” (Bakara, 185)

Bu gece Allah katında çok değerli bir gecedir. Bu gecenin önemi ve fazileti nereden kaynaklanmaktadır?

Yüce Allah, bu gecenin öneminin nereden kaynaklandığını bizlere Kadir suresinde şöyle açıklamaktadır: “Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?” Yüce Allah, bu soruyla bu gecenin önemini vurguluyor. Sonra Kadir gecesinin faziletini üç madde ile şöyle açıklıyor:

Birincisi, Kur’an-ı Kerim bu gece inmeye başlamıştır.

İkincisi; “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” Bin ay, yaklaşık olarak 84 yıl eder. İşte bu gece yapılan ibadet, âdeta içinde Kadir gecesi olmayan seksen dört yıl ibadet etmek kadar sevaptır.

Üçüncüsü; “Melekler ve Ruh, o gece Rablerinin izniyle her iş için iner de iner.” Bu ayette meleklerin ve Ruh’un Rablerinin izniyle yeryüzüne inecekleri belirtilmektedir. Ayetteki Ruh’tan kasıt, Cebrâil’dir. “Tan yeri ağarıncaya kadar o gece selamettir.” Yani o gece melekler müminlere selâm verirler. Çünkü melekler, gecenin başından itibaren ta tan yeri ağarıncaya dek grup grup inerler.

Peki Kadir gecesi hangi gecedir?

Yüce Allah, Ramazan ayının hangi gecesinin Kadir gecesi olduğunu kesin olarak bildirmemiştir. Bunun birçok hikmeti vardır. Bunlardan birisi; Müslümanların Ramazan ayının her gecesini Kadir gecesiymiş gibi ibadetle geçirmeleri suretiyle daha fazla sevap kazanmalarını sağlamaktır.

Kadir gecesinin hangi gece olduğu hakkında Peygamber (s.a.s.)’den çeşitli rivayetler vardır. Bunların birinde Hz. Peygamber; “Kadir gecesini ramazanın son on gecesinde arayın” buyurmuştur. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s.) ramazanın son on gününde i’tikafa girerler ve aile efradına da bunu tavsiye ederlerdi.

Kadir gecesinin hangi gece olduğu hususunda Peygamber (s.a.s.)’den çok çeşitli rivayetler geldiği için Kadir gecesinin hangi gece olduğu hususunda İslâm âlimleri ihtilaf etmişlerdir.

Bazıları, 17. gece, bazıları son on gün içindeki tek geceler, 21-23-25-27-29. geceler olabileceğini söylemişlerdir.

İslâm âlimlerinin çoğu, Hz. Peygamber’den “Kadir gecesinin 27. gece olduğu” hususunda gelen rivayetin daha doğru olduğunda ittifak etmişlerdir. Dolayısıyla İslâm’ın ilk devirlerinden beri ramazanın 27. gecesi Kadir Gecesi olarak kutlanmaktadır.

İbn Abbas da Kadir gecesinin 27. gece olduğunu söylemiştir.

Bu geceyi nasıl ihya etmeli, bu gecede neler yapmalıyız?

İçerisinde Kur’an’ın inmeye başlamasıyla insanlığı zulmetten nura, sapkınlıktan hidayete, düşmanlıktan kardeşliğe götüren en büyük dünya inkılâbının bu gece vukubulduğunu düşünerek, bu geceyi, huzur ve huşu’ ile Kur’an okuyarak, dua ederek, yapmış olduğumuz günahlarımıza pişman olup, bol bol tövbe ve istiğfar ederek, üzerimize kazaya kalmış namazlarımızı kılarak geçirmeye gayret etmeliyiz.

Hz. Peygamber (s.a.s.), “İbadet için en iyi gece Kadir gecesidir. En korkunç gece de Kabirde kalınan gecedir. En güzel gecede, en korkunç gece için amel edene müjdeler olsun.”, “Kim inanarak ve Allah rızası için Kadir gecesinde kalkar (namaz kılar, ibadet ederse) onun geçmiş günahları affedilir.” buyurmaktadır.

Hz. Âişe validemiz (r.ah.) bu geceyi ihya etme hususunda Hz. Peygamber (s.a.s.)’e; -Ya Rasûlallah, Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim? deyince, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.): “Ya Rab! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, affeyle beni” diye dua et, buyurmuştur.

Bu gece önemini Kur’an’dan aldığına göre Kur’an nedir ve nasıl bir kitaptır?

Tirmizî’nin Kur’an’ın faziletleri babında zikrettiği bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Allah’ın Kitabına sarılın. Zira onda, sizden öncekilerin tarihi, sizden sonrakilerin haberi ve aranızdaki meselelerin hükmü vardır. O, hakla batılı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, saçma (anlamsız bir söz) değildir. Her kim zorbalığından ötürü onu bırakırsa, Allah onun belini kırar. Her kim de hidayeti ondan başkasında ararsa, Allah onu sapıtır. O Allah’ın sapasağlam ipidir. O hikmet dolu sözlerdir. O Hakk’a giden dosdoğru yoldur. O arzu ve isteklerin kendisini hakikatten saptıramadığı, dillerin kendisine benzemediği, âlimlerin kendisinden doymadığı, çok tekrarlamaktan dolayı eskimeyen, hayranlık veren tarafları bitmeyen bir kitaptır. O öyle bir kitaptır ki, cinler onu dinledikleri zaman; “Gerçekten biz, şaşılacak bir Kur’an dinledik, doğruya götürüyor ve ona derhal iman ettik.” (Cin, 1) demekten kendilerini alamadılar. Kim onun dediğini söylerse doğruyu söylemiş olur. Kim onunla amel ederse sevap kazanmış olur. Kim onunla hükmederse adaletle hükmeder. Kim ona davet ederse, doğru yola hiyadet etmiş olur.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 14)

Kur’an-ı Kerim niçin indirilmiştir?

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in bu güzel tarifinden sonra Kur’an niçin indirilmiştir? sorusunun cevabına gelelim.

Kur’an, hayatı anlamlandırmak için indirilmiştir. O Allah’ın gökten indirdiği sağlam ve kopmayan ipidir. Kim ona yapışırsa doğru yolu bulmuş olur. Çünkü onda insanları hem dünyada hem de ahirette mutluluk ve saadete eriştirecek prensipler vardır. Kim onu terk eder de hidayeti başka yolda ararsa, hem dünyada hem de ahirette hüsrana uğrayanlardan olur. Nitekim Kur’an, ikinci suresi olan Bakara suresinde indiriliş gayesini şu şekilde belirtmektedir:

«“Elif. Lam. Mim. O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, muttakîler (Müttekîn kelimesi vikâye kökünden gelir. Vikaye, “korumak”, müttakî “korunan, takvâ sahibi” demektir. Aynı kökten gelen takvâ, Arap dilinde canlı bir varlığın, dışarıdan gelecek tehlikeli bir güce karşı kendini korumasını ifade eder. Bu kelime, daha önce de Arapça’da kullanılıyordu. Fakat Kur’an sistemi içine girince önemli bir anlam kazandı. Kur’an’da takvâ, herhangi bir tehlikeden değil, Allah’ın azabından ve insanı bu azaba sürükleyecek günahlardan korunma anlamını kazanmıştır. Daha sonra inen ayetlerde takvâ, “saf dindarlık” anlamına gelmektedir) için yol göstericidir.” (Bakara, 1-2) Kur’an muttakîlere hidayet kaynağı olarak indirilmiştir.

Yine Yüce Allah, Sâd suresinde Kur’an’ı indiriş gayesini şu şekilde bizlere açıklamaktadır:

“(Ey Muhammed!) Sana bu mübarek Kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sâd, 29)

Bu zikretmiş olduğumuz ayetten de anlaşıldığı gibi, Yüce Allah, Kur’an’ı düşünerek okumamız, anlamamız ve ondan öğüt alarak hayatımızı ona göre yaşamamız için indirmiştir.

Bugün Müslümanların Kur’an’a karşı görevleri nelerdir?

Kur’an bizden onu;

1-  Okumamızı,

2-  Düşünmemizi,

3-  Anlamamızı,

4-  Yaşamamızı istiyor.

Sevgili Peygamberimize inen ilk ayette Yüce Allah: “Yaratan Rabbiyin adıyla oku”  (Alak, 1) buyurarak bizlerden onu okumamızı istemektedir. Bazı ayetlerde de “Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf, 2)  “Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur’an yaptık.” (Zuhruf, 3) “Allah size ayetleri, düşünesiniz diye böylece açıklar.” (Nur, 61) buyurarak Kur’an’ı okurken manalarını düşünmemizi istemektedir. Hatta Yüce Allah: “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed, 24) buyurarak, Kur’an’ı düşünmeyenleri yermektedir.

Kur’an, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak ve onları hem dünyada hem de ahirette mutluluğa eriştirmek için indirilmiş bir kitaptır. İnsanlık, evrensel prensipleri içeren Kur’an’ı anlayıp yaşadıkça hasretini çektiği barış ve huzur ortamını yakalamış olacaktır. Zira Kur’an, insanlığın huzuru ve mutluluğu için gönderilmiştir.

 

    Kaynak:diyanet.gov.tr

Kategori Açıklamalar | Yorum yok »

Bayram geldi, hoş safa geldi

Eylül 25th, 2008 Yazar admin

Dünyanın bu keşmekeşliğini seyredip dururken, iyi ki Ramazan iyi ki de bayram diyebilmenin hazzı sarıyor insanı. Çirkinliklere inat güzel dinimizin gönüllere akışı ne güzel!

Bütün insanlığın mutluluğunu gaye edinen bir dinin, bayramları da insanların insanlıklarını hissetmeleri, hissettirmeleri ile bayramlaşır. Bayramlar, sevinç günleri, ilgi yakınlık günleri, kutlanan günler, kutlu günler…

‘’Yarının yollarında yıllarını da; ramazansız bırakmayan ‘’Mevlâ, bu yılda ramazansız bırakmadı. Halbuki daha dün’dü ramazan; bu yakınlıkla soluklanıp dururken zamanı; sessiz sedasız gelip aldı bizi kucağına ve bizi rahmet kundağına sarıverdi.

Bir ay boyunca mağrifet, rahmet ve günahlardan kurtulma ümidiyle teselli bulduk. Bu heyecanla çarptı yürekler çünkü Rasûlullah (s.a.s.) dan idi bu müjdeler…

Fitre, zekât ve iftarı ile ekonomik boyutu olan; orucu, teravih, bayramı ile sosyal boyutu olan güzel günler.

Rûz-ı ıyd (bayram günü-Ramazan bayramı) günlerini de bize göre yaşarız biz. Kardeşliğin, paylaşmanın, dayanışmanın, parça değil bütünün yüceliği yinelenir her bayram. Vicdanların nasırlaşmaması içindir bu sosyal duyarlılık. Hanımlar bayrama bir hafta kala başlarlar evlerini daha bir özenle tezyine ve temizliğe. Bayram sevincini yaşamak için dost akraba, komşu ile.

Bayramlarda tatlı yenir, tatlı konuşulur. Şehrimizde, köyümüzde,mahallemizde,apartmanımızda baklavalar açılır, tel tel kadayıflar dizilir, kurabiyeler, börekler, çörekler….

Bazı yörelerimizde su böreği revaçtadır,bazılarında ise nokul dediğimiz çörekçikler. Tahin, ceviz, haşhaş kullanılarak mayalı hamurdan yapılır nokul; isteyen tatlısını yapar, isteyen tuzlusunu… Komşu, arkadaş, hısım, akraba birbirlerine yardım etmeyi vazgeçilmez görev kabul ederler, tatlılar birlikte hazırlanır, işler birlikte kolaylanır… Ne güzeldir bu paylaşım, insanın yüreğini ısıtır, yüzünü güldürür.

Hz. Peygamber (s.a.s.) Hasan bin Sabit’ten, “Her iki bayramda da en güzel, en temiz elbisenizi giyiniz, en güzel kokuyu sürününüz…’’ Bir taraftan da bayramlıklar alınır çoluk çocuğa, kendimize. Fakat yalnız giyinmeyiz bayramlıklarımızı, alamayanları düşünür onlara da giydiririz ki, bayramlar bayram olsun. Bunu gösterişten uzak çocuksu masum duygularla yapabilmektir asıl olan; bu hissiyatla bir yetimin, öksüzün, garibin başını okşayabilmek, bayramda toplumsal huzurumuza sessiz sedasız konulan bir harçtır aslında.

“Gecenin yarısı saat on buçuk, durakta bekleyen simitçi çocuk donuyorsa eğer, beni öldü say’’… dediği gibi ozanın, gerçeği hissedebilmek tüm benliğimizde ve uzanabildiklerimize uzanmak, uzanamadıklarımız için hiç değilse dua edebilmek. Sanırım o zaman hakikatte ve hak ile bayram edebilmenin lezzeti bizi besler, büyütür, başkalaştırır.

 Hani çocukluğumuzda arefe gecesi bayram sabahına kadar, başucumuzda bekleyen bayramlık ayakkabıların bizi ışıttığı günlere! O gecenin uykusu farklıdır, sabahı farklıdır. Çünkü bayramdır, neşe, sevinç, huzur günleridir bayramlar. Bu hissiyatı yüreğimizden söküp atmadığımız sürece güzelleşir bayramlar… Başka neler var bayramlarda!…

Arefe günü ikindi namazından çıkan cemaat, kabristanları ziyaret ederek ölmüşlerine yasinler, fatiha’lar ile selâm gönderip bayramlaşır. Biliyoruz ki, arefe ve bayram günleri af günleridir hepimize.

Bayram namazına uyanışımız, heyecanla unutulacak bir hatıra mıdır her birimiz için?

Bayram sabahı erkenden kalkılır sabah namazı kılınır, daha sonra bayram namazı vakti beklenir sevinç içinde. Namazdan sonra cemaat birbiriyle bayramlaşır. Sıra evlerimize gelir, büyük, küçük herkes birbiriyle bayramlaşır. Neşe içinde kahvaltılar yapılır. Şehirlerde başkadır bayram, köylerde başka ama bayramdır işte…

Hz. Aişe annemizin bayram günlerinde def çalan genç kızları dinlediğini, onlarla eğlendiğini biliyoruz.

Bizde de;

Gençler şehirlerde başka eğlenir, köylerde başka. Köy kızlarının sefaları olur, birbirlerinin evlerine toplu gidip gelmeler olur. Delikanlılar da birbirlerinin evlerinde toplu gidip gelmelerle, kendilerine göre oyunlarıyla çıkarırlar bayramların tadını.

Bazı köylerimizde de hanımlar grup hâlinde, her bayram günü için gelecek misafirlere, belirlenen bir yerde yemek ziyafeti verirler. (Isparta Büyükgökçeli Kasabası geleneği)

Bayram sabahı başlar davulcu bayram faslına:

Kıl nazar sağa sola

Kalbiniz sürurla (sevinç) dola

Ey benim devletli ağam

Iyd’ınız (bayram) mübarek ola  

Düşman hazan gibi solsun

Dostlarım şâd olup gülsün

Benim aziz komşularım

Iyd’ınız mübarek olsun  

Budur sizlere sözümüz

Uyku görmedi gözümüz

Iyd-ı şerif günü bugün

Bakalım nedir sözünüz.

(Ramazan name (Tercüman 1001 Temel Eser)

Bireyselliğin çıkmazında çözüm arayan insanlığa; yetmez oluyor koskoca dünya! Barış namına yapılan savaş, insanoğlunun hırs ve ihtirasıyla kan, gözyaşı, nefret ve çocukların ölümü,çocukların vuruluşu…

Ne kadar acı…  

Çocuklara verilen bahşiş ve hediyeler ile büyüklerin ellerinin öpülmesi ile ziyaret ve ziyafetleriyle, gönül hoşluğudur, hoştur bayramlar…

Gurbette ise biraz hüzün vardır bayramlarda, ama daha bir kenetler bayramlar bizi coşkusuyla. Biz olduğumuzu hissederiz daha bir içten.

Öyleyse bayramları tatil eylemeyelim kendimize. Koparmayalım sıla-i rahim bağını. Bayram gelmiş neyime dedirtmemek için, gidemesek de gelemesek de bir sıcak selâm gönderebiliriz herhalde.

    Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2006 Ekim sayısında yayınlanmıştır.

Gülay Sormageç

Kategori Açıklamalar | Yorum yok »

« Önceki yazılar Sonraki yazılar »