Sitede Ara

HARAM İLE MEKRUH ARASINDAKİ FARK

Ekim 29th, 2008 Yazar pasa

HARAM İLE MEKRUH ARASINDAKİ FARK

Mekruh, haramın bir derece aşağısıdır. Aslında haram ile mekruh arasında yakınlık vardır. Her ikisi de yasak olan şeyleri ifade etmek için kullanılır. İslâm bir şey hakkında haram veya mekruh hükmü vermişse, mü’minlerin o işleri yapmamaları gerekir.

Haram, kesin ve açık deliller ile yasaklanan, yapılmaması istenen fiillerdir. ‘İçki içmeyin, zinaya yaklaşmayın, rızık korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin’ gibi yasaklar buna örnektir.

Mekruh olan yasaklar ise haramdaki gibi kesin ve açık bir şekilde bağlayıcı değildir.

Bir fiilin mekruh oluşu (kerâhet), âyet veya hadislerde kullanılan ifade ve sözlerden daha açık anlaşılır. Bazı yasaklarda açıkça ‘kerahet’ sözü geçer, bazı âyet ve hadislerde geçen yasaklama pek açık olmayabilir, ya da bir işin yapılmaması özendirilir. Bu gibi durumlarda ‘mekruh’ olma hükmü ortaya çıkar.

Peygamberimizin bazı hadislerinde haram olan şeylerin ve mekruh olan bazı yasakların aynı anda sayıldığını görürüz. Demek ki bu ikisi arasında farklılık vardır. ‘Ana-babaya karşı gelmeyin’ kesin emri ile, ‘çok soru sormayın’ emri arasında açık bir fark vardır. Birisinin hükmü ‘haram’, diğerinin ise ‘mekruh’tur.

Haramı işleyen genellikle cezaya çarptırılır. Mekruhu işleyene herhangi bir ceza verilmez. Yani İslâmda onun için tayin edilmiş bir ceza yoktur. Kesin deliller ile haram kılınan bir şeyi inkâr eden İslâmdan çıkar. Mekruhu inkâr eden ise yalnızca günahkâr sayılır.

Büyük alimler arasında mekruh’un tanımlaması konusunda farklı görüşler olsa bile, genel olarak mekruh, haram gibi açıktan, kesin, tehdit edici ve bağlayıcı olmayan deliller ile yapılmaması istenen işlerdir denilmiştir.

Haram ve mekruh arasında bazı yakınlıklar vardır. Her ikisi de yasaklanan ya da hoş karşılanmayan veya çirkin olan fiilleri ifade eder. Ancak haram, Allah ve Resulunun kesin ve bağlayıcı şekilde yapılmamasını istediği fiilleri kapsar. Buna şu nasslar örnek verilebilir:

“Size analarınız, kızlarınız… (ile evlenmek) haram kılındı” (en-Nisâ, 4/23).

“Müslüman bir kişinin malını onun gönül rızası olmaksızın (almak) helâl olmaz”

“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin” (el-En’âm, 6/151).

Mekruhtaki yasaklık ise haramdaki kadar kesin ve bağlayıcı değildir. Bir fiilin kerahet derecesinde yasak oluşu ayet ve hadislerde kullanılan bazı ifadelerden ve kastedilen kavramlardan anlaşılır. Kerahet lâfzının veya kesin haramlık bildirmediğine dair bir karine bulunan nehiy sıygasının kullanılması, ya da nassla fiili yapmamayı özendirici ifadelerin yer alması, mekruhu haramdan ayıran belli başlı özelliklerdir.

Şu hadis-i şerifte haram ve mekruh fiilleri birlikte görmek mümkündür:

“Şüphesiz Allahü Teâlâ, analara saygısızlık göstermeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, verilmesi gereken hakkı önlemeyi ve hak edilmeyen şeyi istemeyi haram kılmıştır. Yine Allah, dedikoduyu, çok soru sormayı ve malları heder etmeyi sizin için mekruh görmüştür”

Mekruh anlamı taşıyan nehiy sıygasına şu ayet örnek verilebilir:

“Ey iman edenler, Cum’a günü namaza çağrıldığı zaman, hemen Allahı anmaya koşun ve alış-verişi bırakın” (el-Cum’a, 62/9).

Bu ayetteki, “alışverişi bırakınız” sözü, “alış-veriş yapmayınız” anlamında, haramlık bildirecek bir nehiy uslûbudur. Ancak buradaki yasaklama, bizzat alım-satıma yönelik olmayıp, alım-satım fiilinin dışındaki bir durumdan kaynaklanmış olmaktadır. Bu da, cuma namazı sırasında yapılacak alış-verişin namaza gitmeyi engellemesidir. Bu yüzden cuma namazı ile yükümlü bulunmayan kadın, çocuk veya gayri müslimlerin bu saatte alış-veriş yapmaları caiz görülmüştür.

Yasağın dış bir sebebe dayanması yüzünden Hanefîler böyle bir alışverişe “tahrimen mekruh” derler ve akdi geçerli sayarlar. Çoğunluk fakihlere göre ise, bu alış-verişin hükmü haramdır.

Bazen fiilin yapılmamasını özendirici bir ifade kullanılmış olabilir. Meselâ; Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Mehrin en iyisi en kolay olanıdır” Bu hadiste mehirde aşırı gidilmemesi teşvik edilmektedir.

Hanefîlerde, haram ve mekruh kavramları, diğer mezheplere göre ban farklılıklar gösterir. Hanefîlere göre, haram; Kur’ân, mütevâtir veya meşhur sünnet gibi kesin bir delil ile kesin ve bağlayıcı tarzda, yapılmaması istenen fiildir. Zina, ribâ, şarap içmek, kan ve murdar ölmüş hayvan eti yemek gibi… Haramın hükmü ise; fiili işleyenin cezaya çarptırılması, o fiilin haramlığını inkâr edenin kâfir ve mürted sayılmasıdır.

kaynak: mollacami.com

Kategori Açıklamalar | Yorum yok »

KADININ KOCASINA KAFA TUTMASI

Ekim 28th, 2008 Yazar pasa

kadının kocasına kafa tutması


«(Ey aile reisi olan kocalar!) İsyankâr tavır takındıkla­rından yıldığınız kadınlara gelince: Onlara (önce) öğüt verin. (Bu fayda vermezse), kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Bu da fayda vermezse), döğün. Size itaat ederlerse, aleyhle­rinde bir yol aramayın. Çünki Allah çok yücedir, çok büyük­tür.» (En-Nisâ sûresi, âyet: 34)

Bu âyetten hemen önce gelen cümlede erkeklerin kadınlar üzerine hâkim durumda oldukları belirtilmişti. Çünki erkeğin, kadında bu­lunmayan birtakım fıtrî meziyetleri vardır. Ancak bu meziyet ferdî olmaktan ziyâde içtimaîdir. Âyetin açık beyânmdan da anlaşıldığı gibi, kadının da erkekte bulunmayan birtakım fitrı meziyetleri vardır. Meziyet ve özellikler değişik olunca her ikisinin de birbirine muhtaç olduğu, yaşamak için birbirine yardım etmesi gerektiği görülüyor. Ne var ki kadın, fıtraten daha kuvvetli olan erkeğin himayesine daha çok muhtaçtır. İş­te erkeğin üstünlüğü bu cihetledir.

Bu bakımdan: .

 a) Peygamberlik payesi erkeklere verilmiştir.

b) Tarih boyunca milletleri ve kabileleri idare etme göre­vi ekseri erkeklere tevdi edilmiştir.

c) Savaş, cuma namazı, hutbe, ezan gibi önemli iş ve ibâ­detler erkeklere vâcib ve sünnet kılınmıştır.

d) Kadının nafaka ve geçimi çoğu zaman erkek tarafın­dan karşılanır.

Bu âyetle de kadın bütün bu sayılan hususları dikkate al-rnıyarak kocasına kafa tutar, isyankâr bir tavır takınırsa, ne yapılır: Her şey’den Önce kurulu bulunan aile yuvasının huzur içinde devamını sağlamak lâzımdır. Bu yuvanın bozulması ni­hâî çare olarak düşünülmelidir. O halde kadını normal şartlar içinde yola getirmek için ilâhî te’dîb şeklini tatbik etmek en uygun hal çaresidir. Zira bu şekilde psikolojik ve- pedagolojik bir metod gösterilmiştir:

a) Önce va’z u nasihat edilir. Aile yuvasının önemi, Allah’­ın, geçimli bir yuvaya olan has rahmeti hatırlatılır. Bunları en cazip ve o nisbette müessir, fakat mülayim bir ifâdeyle söyle­mek, va’zın taşıdığı mânâ bakımından daha uygundur.

b) Olmadığı takdirde yatakları ayırmak, birtakım münâ­sebetlere ara vermek.

c)  Olmadığı takdirde hafîf yollu döğmek.

Böylece hırçın bir kadına, kadınlık şeref ve meziyetini ha­tırlatmak, yâni onu asıl fıtri şeref ve vekârına çevirmek için yukarıdaki ilk metod fayda etmediğinde döğmek, normal bir hareket sayılır. Ziya Paşa’nın dediği gibi:

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir; Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

d) Âyetin son kısmında ise, Allah çok yücedir, çok büyük­tür. Kadınlara karşı size vermiş olduğu kuvvet ve üstünlüğü, gurur ve tehevvüre kapılarak kötüye kullanmayın, haddi aş­mayın; hırçın ve isyankâr kadını ıslâhta ilâhî yoldan sapma­yın, hususları tenbîh ediliyor. Nitekim âyette kadının kafa tut­ması, hırçınlık yapması, «nüşûz» kelimesiyle ifâde edilmiştir ki bu lügat itibariyle, yükseklik demektir. Bu mânâyla kadı­nın, kendi fıtrî kaabiliyet ve mertebesinin fevkine çıkıp erke­ği kendi durumuna veya daha aşağı bir duruma düşürmesi de­mek olur ki bu, bir nev’i haddi tecâvüz sayılır. O halde ıslâh yolunu seçerken, onun bu tecâvüzünü kendisine münâsip bir şekilde anlatmak gerekir.

Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.)  veda haccmda kadın hakla­rına temasla buyurdular ki:

«Haberiniz olsun!. Kadınlara hayr ile tavsiyede bulunun. Çünki onlar yanınızda yardımcılannızdır. Kadınlar hakkında bundan başka bir şey’e sahip değilsiniz. Meğer ki, apaçık bir hayâsızlık yapmış olsunlar; o takdirde onların yataklarını ayı­rın ve yara-bere yapmıyacak şekilde d öğün. Eğer size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın..» [1]

Buharî ve Müslim’in ittifakla aldıkları bir hadîs-i şerîfde:

«Sizden “biriniz karısını, köle döğer gibi dÖmesin!. Ola ki o günün akşamı onunla münâsebette bulunur veya aynı yatak­ta uyur»» [2]

 

Çıkarılan Hükümler:
 

1- Haklı bir sebep yokken kadının kocasına kafa tut­ması, isyankâr bir tavır takınması doğru değildir.

2- Çünki erkeklerin, fıtraten kadınlar üzerine bir üs­tünlüğü vardır.

3- Şayet kadın haksız yere isyan eder, kocasına kafa tu­tacak olursa, önce onu güzel sözlerle, çekici öğütlerle yola ge­tirmek, olmadığı takdirde yatağını ayırmak ve birtakım mü­nâsebetleri kesmek, bu da fayda vermediği takdirde en son çare olarak hafif döğmek gerekir.

4- Bu metodu kullanırken haddi aşmamak lâzımdır.

5- Kadın  hırçınlıktan  vazgeçerse,  onun aleyhinde bir yol aramak caiz değildir.

6- İmam-ı Şafiî ve îmam Mâlik’e göre: Erkeğin kadına üstünlüğü ve hâkim durumu, ona vereceği nafakadan dolayı­dır. O halde kadının nafakasını vermekten âciz kalırsa, erkek bu hâkimiyetini kaybetmiş sayılır ve bu takdirde kadın boşa-nabilir, yâni nikâhı fesh edebilir.

Ebû Hanîfe’ye göre: Bu durumda da kadın nikâhı feshe-demez. Çünki Bakare sûresi 280. âyetle:

«Eğer  (mehre  borçlu bulunan koca) darlık içinde bulunuyorsa, ona geniş bir zamanına kadar mühlet (verin). Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz» buyuruluyor.[3]

 
——————————————————————————–
 
[1] Tirmizî

[2] Buharı – Müslim

Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/149-152.

[3] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/152-153.

(Kaynak mollacami.com

Kategori Açıklamalar | Yorum yok »

« Önceki yazılar Sonraki yazılar »