Sitede Ara

Ticaret Ahlakı

Ocak 27th, 2009 Yazar pasa

Yüce dinimiz İslâm, emir ve yasaklarıyla fert ve toplumun dünyevî ve uhrevî huzur ve saadetini hedeflemiş, bu amaçla hırsızlığı, yalan söylemeyi, hile yapmayı, ticaret ve alışverişte eksik ölçme ve eksik tartmayı, kısaca başkalarına zarar veren her türlü haksız davranışları haram kılmıştır.
Bu hususta Cenâb-ı Hak Mutaffifîn sûresinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun. Onlar düşünmezler mi ki büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler! Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır”

Değerli Müminler!
Müslüman, kazancının helal olmasına, kazanırken de başkasının hakkına tecavüz etmemeye özen göstermeli, yaptığı işi, ibadet şuuru içinde dürüstçe yapmalı, aldığı ücretin helal olmasına dikkat etmelidir.
Sevgili Peygamberimiz, ticaret ahlâkı ile ilgili prensipleri ortaya koyarken, ticarette haksız rekabeti, müşteri kızıştırmak için alıcıymış gibi davranmayı, hileli artırımda bulunmayı yasaklamış; gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alışverişin bereketini, Allah Teâlâ’nın yok edeceğini bildirmiştir.
Yine Peygamberimiz, “Doğru ve güvenilir tacir (âhirette) peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir” hadisiyle ticaret ahlâkının önemini ve bu ahlâkın kurallarına uymanın ne kadar ulvî bir davranış olduğuna dikkat çekmiştir. Keza Resûlullah müşterinin gafletinden veya bilgisizliğinden faydalanıp, onu aldatanı da sert bir dille ikaz etmiştir.

Nitekim bir gün pazarı dolaşırken bir yiyecek yığınına elini daldırmış, eline ıslaklık gelince; “Nedir bu? diye sormuş, bunun üzerine satıcı: Yağmur yağmıştı ondan dolayı ıslandı diye cevap verince, Peygamberimiz: Niçin o ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin? diye mukabelede bulunduktan sonra: “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmuşlardır.
Bu uyarı da gösteriyor ki müşterinin, tüketicinin aldatılması bir kul hakkı ihlalidir, müslüman bir toplumda olmaması gereken bir kötülük, bir hastalıktır. İş hayatında hileli yollara sapanlar, maddî bakımdan bir şeyler kazansalar da dinî açıdan iflas etmiş kişilerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz kul haklarını ihlal eden kimseleri müflis olarak nitelendirmiştir. Onun açıklamasına göre böyle bir kimse âhirette namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla beraber öyle günahlarla gelir ki kimilerine sövüp saymış, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine iftira etmiştir. Bu durum karşısında onun ibadetlerden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri bu hakları ödemeye yetmezse, hak sahiplerinin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları gitmiş, günahları da daha da artmış, dolayısıyla iflas eden durumuna düşen bu kişi cehenneme atılır.

Aziz Müminler!
Öyleyse dünya hırsına kapılmadan, helalinden kazanıp çoluk çocuğumuza temiz rızık, helal lokma yedirelim. Özümüz, sözümüz, ticaretimiz, sanatımız, ortaklığımız, dostluğumuz, arkadaşlığımız hep dürüstçe olsun. Böylece dünyamızı da, âhiretimizi de mamur edelim.
Kaynak:mollacami.com

Kategori Açıklamalar | Yorum yok »

KALP HASTALIĞI(HASET)

Ocak 24th, 2009 Yazar pasa

Rabbimiz mülk’ ün(saltanat, hakimiyet, hükümranlık,tasarruf yetkisi) tek sahibidir.
“De ki : Ey Mülk’ün (Mutlak egemenlik) sahibi Allah’ ım! Sen mülkü (egemenliği) dilediğine verirsin, dilediğinden alırsın; dilediğini yüceltirsin, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler senin elindedir. Doğrusu, sen istediğini yapmaya kadirsin..” (Ali İmran 26)
Kalbe arız olan hastalıklar var, hased bunlardan bir tanesi.
Hased, zehirli bir dua’dır. Kişi hasedle kendini de karşısındakini de zehirler.
Hased : Çekememek, kıskanmak, bir kimsenin sahip olduğu her hangi bir nimetten(sağlık,güzellik, çocuk,makam,mal,huzur,şöhret v.s) ötürü insanın, yoğun bir kıskançlık duygusuna kapılarak kendini germesi, içi içini yemesidir.
Yani insanın kendisini yakması halidir.
Bir ateş yakmışsınız ağır ağır, aheste aheste yanıyor ve sizi yakıyor. Her geçen gün o yaktığınız(Hased) ateşte yanıyor ve tükeniyorsunuz. Kalbinizi saran bu ateş biri hakkında, onun elindeki her hangi bir imkandan dolayı, çekemediğiniz ve elinden çıkmasını istediğiniz bir nimet için yaktığınız bir ateş. Ateşi, onu yakmak için yakıyorsunuz ama ateş sizi yakıyor. Kendinizi yok eden, sizi tüketen bir araca dönüşüyor. Sizi bu duygulara sevk eden amil ne olursa olsun fark etmez.
İblisin Hz. Adem’ e secde emrine başkaldırısında da hased var. İtirazı hasedinden kaynaklanıyor.
Efendimizin risalet vazifesini kabile asabiyeti sebebiyle reddeden yakınları ve Mekke hasedçileri de aynı gerekçeyi sunmuyorlarmıydı? Muhammed’ e(a.s) verilmemeliydi bu vazife. Onlar bu göreve daha layıktılar. O göreve Muhammed (a.s) layık değildi v.s. Yine inkarları hasedlerinden kaynaklanıyor.

Aslında iyice düşünüldüğünde hased, kulun Rabbine itiraz ederek haddini aşması değil de nedir?
Hasid (hased eden) mahsud’a (Kendisine hased edilen) nefretle, kinle, buğzla niye bakar?
Neden mahsud’un sahib olduğu şeyin zevalini, yok olmasını ister?
Hadisenin temeline indiğimizde, aslında hasid zımnen şunları demiş oluyor.
–Ya rabbi! Sen, kime neyi ne kadar vereceğini tam olarak bilmiyorsun, isabet edememişsin…..
–Ya rabbi! taksimatı şöyle şöyle yapmalıydın……..
–Ya rabbi! mutlaka bana vermeliydin……..
–Ya rabbi! şuna niye verdin, ondan bunu al……..ila ahir….
Milyarlarca kez haşa!!!!
Hasid, bunu dille ifade etmiyor ancak yürekte yanan bu haram ateş, vücut diliyle böyle okunuyor.
Meselenin iyi anlaşılması için bu cümleleri yazarken bile ürperdim inanın…..
İslam, bu duyguyu çirkin görmüş ve yasaklamıştır. Kalbe arız olan bu hastalığın tedavisi Kur’an ve onun pratik tezahürü efendimizin uygulamalarıyla (sünnet) mümkün olabilir.
Hased mezmumdur (yerilmiş, çirkin) gıbta memduhtur (övülmüş, güzel)
Hased münafık hasleti, gıbta mü’min hasletidir.
Hased yer, bitirir, imha eder.
Gıbta azmi biler, muharrik kılar, yarışa sevkeder.
Hased (başkasının sahip olduğuna kinle bakma) duygusunu, gıbta (Başkasında olana razıyım bende de olur inşaAllah) duygusuna pek ala çevirebilir, terbiye edebiliriz.
Kalp hastalıklarından biri olan hased hastalığına efendimizin yazdığı reçeteye bakalım.
“Hasedden kaçının, çünkü o ateşin odunu-veya kuru otu-yiyip tükettiği gibi bütün hayırları yer tüketir.(Ebu davud)
“İman ile hased, bir kalpte birleşmez.”(Nesei)
Rabbimiz mülkünden, kime neyi ne kadar vereceğini en iyi bilendir. Çünkü mülk O’nundur, tasarruf yetkisi de O’ na aittir.
Kul, Rabbinin her tasarrufuna saddaktü (tasdik ettim) demelidir.
Rabbim, bana da hakkımda hayırlı ise mülkünden ver, verdiklerine hasedden beni koru diye dua etmelidir.
Bir mala sahip olma yarışıdır gidiyor, alabildiğine bir yarış halindeyiz.
Hep daha fazla şeye sahip olarak rahatı temin adına.
Popüler kültüre ait çok renkli bir dünya, şatafatlı, süslü, cezbeden bir dünya yansıyor ekranlara, reklamlara, görsel ve yazılı haber kaynaklarına, iletişim araçlarına. Bunun hased hastalığını azdırdığını, düşmanlıkları körüklediğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz.
Hizmete, hayra, cehde, ıslaha, tebliğe, davete, dönük çabalara çokta gıpta ettiğimiz söylenemez.
Çoğu zaman yanlış yerlere bakıyoruz, bakmamamız gereken yerlere göz dikiyor ve yanlış hedefler ediniyoruz.
Ulvi bir gaye peşinde koşabilsek, gözümüzü rızai bari’ ye odaklayabilecek bir takvayı kuşanabilsek, toplumun her türlü hastalığına deva kullardan olabilsek, belki süfli gayeler edinen kimseler içinde bir gönül rahatlığı, bir iç huzuru kapısı açabilecek, aralayabileceğiz.
Dünya adına çokca meta’nın sahibi olsak ve bu meta’ya birileri hased etseler bu bizi moral çöküntüye sevkedebilir, olumsuz etki bırakabilir. Kelime-i Ulya’nın hizmetkarlığını meslek edinsek
hem hasud bakışlardan, kem gözlerden kurtulacak hem de hased gibi bir hastalığa müptela olmayacak, alternatif bir mümessil kimliğinde mensubu bulunma şerefine nail olacağız.

“De ki : sığınırım yükselen şafağın Rabbine, O’ nun yarattıklarının şerrinden, ve bastıran zifiri karanlığın şerrinden, karanlık işlere düşkün tüm insanların şerrinden, ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden.” (Felak 1-5)

El Keşşaf tefsiri sahibi Üstad zemahşeri’ nin, Raşid halife kabul edilen Ömer b. Abdülaziz’in hasedle ilgili şu sözünü naklederek bitirelim.. “Başkasına hased edenden daha mazlum görünen bir zalim düşünemiyorum.”

kaynak mollacamicom

Kategori Açıklamalar | Yorum yok »

« Önceki yazılar Sonraki yazılar »